MS Gateway - Multipl skleroz Gateway

Anasayfa :: Hizmet :: Sözlük

Bir harf seçin



A

Addüktör
Vücudun bir bölümünü orta hatta doğru hareket ettiren kaslar.
Afazi:
Beyin merkezlerindeki bir hasar ya da hastalık sonucu konuşma veya yazma yeteneğinde bozukluk ya da kayıp ve konuşulanı ya da yazılı metni anlama kaybı
Agonistler
Hücre reseptörlerinde (alıcılarında) fizyolojik aktiviteyi uyarıcı ve böylece biyokimyasal bir tepkiyi tetikleyen ilaç.
Akson:
Sinir hücresinin gövdesinden uzanan uzun, ipliksi kısımlar. Akson sinyal iletim görevini yapar. Aksonun ucundaki sinir uyarıları öteki nöronlara ya da ilgili organlara iletilir.
Akut
Kısa ve göreceli olarak şiddetli bir seyir göstermek.
Allel
Bir kromozom üzerinde aynı yerde (locus) bulunan iki ya da daha çok birbirinden farklı gen dizisinden herhangi biri.
Amino asit:
Nitrojen ve hidrojenin birleşmesinden oluşan, amino grup içeren herhangi bir asit. Alfa-amino asitler bütün proteinlerin yapıtaşlarıdır.
Antagonistler
Başka bir maddenin etkisini geçersiz kılan madde, bir hücre reseptörüne (alıcısına) bağlanan ancak biyolojik yanıt oluşturmayan ilaç.
Anatomik:
Vücut yapısı ile ilgili
Antibiyotik
Bir mikroorganizma tarafından üretilen ve diğer mikroroganizmaların gelişmesini önleyen ya da onları yoketme yeteneği olan kimyasal bir madde.
Antikolinerjik:
Parasempatik sinirleri bloke eden ajan.
Antikor:
Bağışıklık hücreleri tarafından salgılanan Y biçiminde bir protein; immünglobin olarak da bilinmektedir. Her antikor belli bir antijene (bağışıklık tepkisi çıkarabilen bir madde) özgüdür ve antijenin etkilerini azaltır/yokeder.
Antijen:
Antikor oluşumuna neden olan molekül
Arkabeyin:
Pons, medulla ve serebellumdan (beyincik) oluşan beyin bölümü. Arka beyin genel olarak motor aktivite, duruş (postür), denge ve uyku biçimlerinin koordinasyonu ile solunum, kan dolaşımı gibi bilinçsiz yaşamsal işlevlerin düzenlenmesinden sorumludur.
Asemptomatik:
Belirti göstermeyen ya da belirtiye yol açmayan
Ataksik:
Hareket koordinasyonunda bozukluk
Atom:
Proton ve nötron ile pozitif elektrik yüklü çekirdekten oluşan, çevresi elektronlarla çevrili, elementin en küçük birimi. Atom o kadar küçüktür ki bir damla suda milyarlarca atom bulunur.
Atrofi:
Hücre, doku yada organın boyutunda eksilme ya da küçülme.
Ayırıcı tanı:
Bir durum ya da hastalığı, kimi bakımlardan kendisine benzeyen ötekilerden ayırdetme. Bu genellikle ‘eleme işlemi’ ile yapılır.


B

B-hücreleri:
Enfeksiyonlarla savaşım için antikor üreten bir tür lenfosittir. Plazma hücresinin öncüsüdür. Enfeksiyon sırasında her bir B-hücre klonları çoğalarak plazma hücrelerine dönüşür; bunlar yabancı bir mikrop üzerindeki belli antijenlere karşı çok sayıda antikor üretirler. Bu dönüşüm uygun T-yardımcı hücre etkileşimi ile oluşur.
Barbitüratlar:
Sedatif, hipnotik, anestetik ve antikonvülzan olarak kullanılan kimyasal madde grubu.
Baz:
Asitli moleküllerle birleşen bir alkalin molekül. Adenin, timin, guanin ve sitozin nitrojen bazlarıdır; başka bir anlatımla nitrojen atomları içerirler.
Belirti:
Hastalığa veya hastanın durumuna ait herhangi bir göreceli delil. Bu deliller hastanın ortaya koyduğu yakınmalardır. Örneğin kaslarda güçsüzlük, yorgunluk hastalığın belirtileridir.
Benzodiazepinler:
Başka amaçlı kullanımların yanısıra, bunaltı (anksiyete) tedavisinde kullanılan ilaç türüdür.
Benzodiazepinler:
Başka amaçlı kullanımların yanısıra, bunaltı (anksiyete) tedavisinde kullanılan ilaç türüdür.
Beta-blokörler:
Sinir sisteminde spesifik reseptörleri bloke etmek için kullanılan geniş bir ilaç grubudur. Etkileri arasında kalp atışının yavaşlatılması, kan basıncının düşürülmesi ve bunaltının azaltılması sayılabilir.
Beyaz Madde:
Beyin ve omuriliğin sinir liflerinden oluşan bölümü.
Beyin omurilik sıvısı (BOS):
Omurilik boşluğunda ve beyinde bulunan ve SSS dokularını koruyan ve beslenmesini sağlayan sıvı.
Beyin sapı:
Beynin omurilik ile önbeyni birleştiren bitki sapı biçimindeki bölümü. Beyinsapı bir iletim istasyonu gibi işgörür, beyin ile omurilik arasından geçen her sinir uyarımı vücudun normal olarak işgörmesi için beyin sapından geçmek durumundadır.
Bilişsel işlev:
Algılama, akıl yürütme, yaratıcı faaliyetler, problem çözme, belki de sezgiyi de içeren zihinsel işlemler.
Biyoyararlanım:
İlacın hücrelerin kullanabileceği biçimde vücutta bulunması
Biyolojik etkinlik:
Bir molekülün belli bir biyolojik değişiklik ortaya çıkarma yeteneği
Bolus:
İdrar, dışkı ya da başka yollarla vücudun maddelerden temizlenmesi
Bozukluk:
Psikolojik, fizyolojik veya anatomik yapı ya da işlevin yitimi ya da anormalliği. Birey bozukluğun farkında olmayabilir ve bozukluk klinik muayene ile saptanabilir. Bu durum, bir aktivitenin yerine getirilmesinin güçleştiği özürlülükten farklıdır.
Bulaşabilir:
Bir bireyden diğerlerine veya diğer türlere geçebilir.
Bulgu:
Hastalığa ait herhangi bir nesnel delil. Bu delil, genellikle belli göreceli yakınmaları (belirtileri) olan hastaların doktor tarafından muayenesi sırasında elde edilir. Örneğin reflekslerde değişiklik, MRG’ de patolojik bulgu veya felç hastalığa ait bulgu olarak değerlendirilir.
Büyüme hormonu:
Normal büyümeyi uyaran hormon. Eksikliği cücelik gibi büyüme kusurlarına yol açar; rekombinan büyüme hormonu enjekte edilerek düzeltilebilir.


Ç

Çalışma grubu:
Bir klinik çalışmada hem aktif ilaç hem de plasebo alan hastaların tümü.


D

Dağılım:
Tıpta, ilacın kan dolaşımı ya da lenf yoluyla vücuda dağılması.
Deoksiribonükleik asit (DNA):
DNA hücre çekirdeğinde bulunur ve genlerdeki kalıtsal bilgiyi kodlamaktan sorumludur. İki nükleik asit ipliğinin, bir çift helix biçiminde kıvrılmasından oluşur. DNA adını içeriğindeki şeker bileşeni deoksiribozdan alır.
Demyelinizasyon:
Bir sinir ya da sinirlerin myelin kılıfının hasarı, yok olması ya da yitimi.
Deneysel allerjik ensefalomyelit:
Çeşitli deney hayvanlarında oluşturulabilen otoimmün hastalık. Her ne kadar birebir aynı olmasa da, demyalinizan hastalıkların deneysel hayvan modeli olarak kullanılmaktadır.
Depo:
Enjeksiyondan sonra yavaş dağılması için yağlı çözelti olarak hazırlanan ilaç
Dizartri:
Merkezi ya da periferik sinir sisteminin hasarı nedeniyle kas kontrolunun bozulmasına bağlı olarak konuşma bozukluğu.
Dizigotik:
İki ayrı sperm tarafından döllenen, iki ayrı zigot ya da iki ayrı yumurtanın sonucu oluşan ikizler. Cinslerin herhangi bir birleşimi olabilir (iki erkek, iki kadın, herbirinden bir olmak üzere)
DNA ligaz:
DNA fragmanlarını, uzun bir zincir biçiminde uçtan uca yapıştıran/bağlayan bir bakteri enzimi. Doku uygunluk kompleksi (MHC): (major histocompatibility complex) Belli hücre yüzey antijenlerini belirleyen gen lokus dizisi.
Doku plazminojen aktivatörü:
Kan damarlarına salınarak plazminojen adı verilen enzimi aktive eden ve böylelikle kan pıhtısının erimesine, kan akımının artışına neden olan faktör. Rekombinan doku plazminojen aktivatörleri kalp krizi, inme gibi acil hastalıkların tedavisinde kullanılmaktedır.
Dönüştürme (transkripsiyon):
Genetik bilginin DNA’ dan RNA’ ya dönüşmesi işemi.
Duyusal:
Acı, koku, tat, ısı, görme, duyma, hızlanma ve boşluktaki pozisyon gibi bedensel duyularla ilgili olan..


E

E. coli:
Bazı cinsleri insanın sindirim düzeneğinde normal olarak bulunan ve bu düzeneğin normal işleyişini kolaylaştıran bir bakteri grubu.
Ekstansör:
Vücudun herhangi bir bölümünü esnetmeye ya da dogrultmaya yarayan kas.
Elektroensefalogram:
Beynin elektrik aktivitesini ölçen tanısal bir test.
Elektroforez:
Bir eriyikteki molekülleri ya da proteinleri ayırmaya yarayan teknik. Moleküller artı ya da eksi yükle yüklü olduklarından, eriyiğe bir elektrik alan uygulandığında protein ya da moleküller yük, biçim ve büyüklüklerine bağlı olarak belli bir hızda hareket ederler.
Emilim/emilmiş
Tıp dilinde, ilacın kana karışması
Endoplazmik retikulum
Çekirdeğe yakın bükülmüş bir dizi zar; bunlar glikolizasyon denilen bir işlemle protein ile karbonhidratları bir araya getirmekten sorumludurlar.
Enzim:
Belli bir biyolojik reaksiyonu çok çeşitli büyüklüklerde hızlandıran protein. Birçok enzim demir, çinko ve bakır gibi reaktif mineral içeren prostetik bir grup da içerir.
Etyoloji:
Hastalığın nedeni


F

Fagositoz:
Hücrelerin maddeleri yutarak, sitoplazmaları içindeki vakuolllerde (fagozom) tutması işlemi.
Faktör VIII
Kan pıhtılaşması ile ilgili kan faktörü. Faktör VIII' deki bir eksiklik pıhtılaşma bozukluğu olan hemofiliye yol açar. Rekombine faktör VIII kullanılarak bu durum düzeltilebilir.
Farmakodinamik:
İlacın insan vücudundaki etkisi. Bunu 'ilaç vücuda ne yapar' olarak düşünebilirsiniz, oysa farmakokinetikte ' vücut ilaca ne yapar' sorusu söz konusudur.
Farmakokinetik:
Anlamını sözcüğü oluşturan köklerden alır: 'farmako' ilaç, 'kinetik' ise hareket anlamındadır. İlacın emilimi, dağılımı, metabolizması ve atılımını inceler. Bunu 'vücut ilaca ne yapar' olarak düşünebilirsiniz, oysa farmakodinamikte 'ilaç vücuda ne yapar' sorusu söz konusudur.
Fenotip:
Bir bireyin genetik ve çevresel faktörlerle belirlenen fiziksel, biyokimyasal ve fizyolojik bileşenleri.
Fermentasyon:
Endüstriyel ölçütlere göre bir besiyerinde hücrelerin büyümesi.
Fibroblast:
Bağ dokusunda bulunan bir hücre. Bu hücreler, tendonlar gibi fibröz dokuları oluşturur ve her tür dokuyu destekler ya da bağlarlar.
Fizyolojik:
Vücut fonksiyonlarını ilgilendiren.
Fleksör:
Vücudun herhangi bir bölümünü içe büken ya da eğen kas.
Formülasyon:
Bir ilacın tedavi amacıyla verilecek biçimde hazırlanması
Fonksiyonel sistemler:
Beynin EDSS ölçeği için ayrıca tanımlanan fonksiyonları.


G

Geçişli:
Biri kişi ya da türden diğerine geçebilme durumu.
Gen
DNA içeren kalıtsal madde. Genler proteinleri kodlar.
Genetik mühendisliği:
Biyoteknoloji tekniklerini kullanarak genleri yeniden birleştirme ya da düzenleme.
Genom:
Bir birey ya da hücrenin tasıdığı gen gruplarının tümü.
Glial:
Nöronları çevreleyerek mekanik ve fiziksel destek sağlayan ve nöronlar arasında elektriksel yalıtım yapan özel hücreler.
Glial lifler:
Glial hücrenin bir bölümü. Glial hücreler beyin ve omurilikteki sinir hücrelerine yardımcı olur ancak sinir uyarılarını iletmez.
Glikozilasyon:
Karbonhidrat zincirlerinin proteinlere bağlanarak birleşmesi.
Gri madde:
Beyin hemisferlerinin sinir hücre gövdelerinden ve kan damarlarından zengin olan bölümü.


H

Haplotip:
Genellikle tek bir birim olarak kalıtımla geçen, birbirleriyle yakın bağlantılı gen gruplarının allel dizisi.
Hasat:
Kültürde büyüyen hücrelerin ürettiği proteinleri toplama.
Herniasyon:
Bir dokunun bir zar, kas ya da kemik aralığından dışarıya yönelmesi.
Heterojenlik:
Tür ve nitelik bakımından değişik olma durumu.
Hipoglisemi:
Kanda glikoz oranının anormal derecede düşük olması.
Homojen:
Benzer ya da özdeş bölümlerden oluşan.
Human Lökosit Antijen (HLA):
Vücut hücrelerinin dış kısmında bulunan ve hastalıklarla savaşmaya yardım eden proteinler: Bu proteinler kişiden kişiye değişir.


İ

İnfüzyon:
Toplardamar içine (intravenöz) verildiğinde toplardamar (ven) içine ya da kas içine (intramüsküler) verildiğinde kas içine sıvının akması.
İnsülin:
Vücuttaki şeker oranını kontrol eden hormon. Eksikliği diabete yol açar. İnsülin genetik mühendislikle üretilebilmektedir.
İnterferon-beta-1b:
Beta interferonun değiştirilmiş, rekombine, glikolizasyonsuz (glikolizasyon uygulanmamış) şekli; doğal insan beta interferonuna benzer biyolojik aktiviteye sahiptir.
İnterlökinler:
Bağışıklık sisteminin hücreleri arasında sinyal fonksiyonu olan bir grup molekül.
İntratekal:
Kılıf içine, örneğin beyin omurilik sıvısı dura mater kılıfının içinde bulunmaktadır. Ayrıca beyin omurilik sıvısına uygulanan ilaçlar anlamına da gelmektedir.
İntravenöz:
Toplardamar (ven) ya da toplardamarların içine.
İn vitro:
Test tüpü veya diğer yapay laboratuvar ortamı içinde.
İn vivo:
Yaşayan vücut içinde.
İskemi:
Atardamar (arter) kan akımının kesilmesi veya yetersiz kan akımı sonucunda oksijenlenmenin azalması.
İyi huylu MS:
İki ya da daha çok atakla kendini göstermesi, tam iyileşmeyle düzelmesi, çok az ya da hiç yetenek kaybına yol açmaması ile karakterizedir. Ataklar arasında yıllar geçebilir ve bu da tanıyı güçleştirir. MS' li kişilerin yaklaşık %25' inde iyi huylu MS vardır. İyi huylu MS' i olan olguların bazıları da ilerleyici döneme girebilirler. İyi huylu MS, dört ana MS türünden (birincil ilerleyen, relapsing remitting, ikincil ilerleyen) biridir.


K

Kalıtım:
Ebeveynlerden çocuklara geçebilen karakterler veya özelliklerin edinimi. Mendel iki yasa türetmiştir; allelik gen çiftlerinin üyelerinin biri diğerinden ayrılır ve farklı gametlere geçer, allel olmayan genler ise, gametlere biri diğerinden bağımsız olarak dağılır.
Karbonhidrat:
Polisakkarid oluşturmak üzere bir zincir oluşturan şeker (monosakkarid) dizisi.
Kardiyak aritmiler:
Kalp atışında ya da ritminde anormallik biçiminde kendisini gösteren, kalbin elektrik aktivitesinde bozukluk.
Kesik kesik konuşma:
Kişinin istem dışı bir biçimde heceler arasında durarak ya da bazı sesleri atlayarak konuştuğu bir konuşma bozukluğu.
Kimyasal presipitasyon:
Daha önce eriyik halinde bulunan proteinin, eriyiğin kimyasal yapısını değiştirerek çökmesinin sağlanması.
Kısıtlayıcı endonükleaz:
Bakteride bulunan, DNA' da belli baz dizilerini tanıyabilen ve bu diziler belirdiğinde zincirleri kopartma özelliği olan bir grup enzim. Sonuç olarak önceden tahmin edilebilir bir seri DNA parçası ortaya çıkar. Farklı kısıtlayıcı endonükleazlar DNA' yı farklı yerlerinden parçalarlar.
Klon:
Özdeş/ benzer bir kopya çıkarmak/kopyalamak.
Klonus:
Kasların hızlı bir biçimde birbiri ardına tekrarlayarak kasılıp gevşemesi ile karakterize bir hareket biçimi.
Kodon:
Tek bir amino asit için kod oluşturan, DNA'daki baz üçlüsü
Kontraktürler:
Pasif kas esnemesine karşı, sabit, yüksek düzeyde direnme durumu.
Kontralateral:
Vücudun karşı tarafında bulunan ya da onunla birlikte davranan, örneğin; lezyonun bulunduğu tarafın karsı tarafında bir ağrı duyumu ya da felç ortaya çıkması.
Kontrol:
Bir deneyde karşılaştırma ölçütü olarak kullanılan katılımcılar. Bunların incelenen ilacı alanlarla aynı özellikleri taşımaları gerekir. Bu rasgele seçim yoluyla oluşturulur.
Konverjans:
Görme çizgilerinin birbirlerine doğru içe yönelmeleri.
Kortikosteroid:
Böbreküstü bezi tarafından üretilen herhangi bir steroid. Belirgin biyolojik aktivitelerine göre gruplara: karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasını etkileyen glukokortikoidler (kortizol, kortizon), elektrolit ve su dengesini düzenleyen mineralokortikoidler (örn. aldosteron). Kortikosteroidler tıpta bağışıklık yanıtını baskılamak için kullanılırlar.
Kök hücre:
Zigottan gamete doğrudan geçen hücre dizileri.
Kör:
EDSS' nin güvenilirliği ve geçerliliğini sınama durumunda, çalşmada testi uygulayanın nesnelliğini sağlayabilmek amacıyla önceki test sonuçlarının testi uygulayıcı tarafından bilinmemesi.
Kromatografi:
Protein, DNA ve RNA gibi çözünmüş maddeleri, bir yüzeydeki hareket mesafelerine bakarak büyüklük ve elektrik yükü bakımından ayırmak. Bir kurutma kağıdı kullanarak siyah mürekkepteki değisik renkleri ayırmak kromatografinin en basit biçimidir ( Yunanca khroma/renk teriminden gelmektedir)
Kronik:
Uzun süredir etkisini sürdüren.
Kurtzke Skalası:
John Kurtzke tarafından 1955' de geliştirilen, EDSS' nin köken aldığı Özürlülük Durum Ölçeği.
Kültür:
Mikroorganizma ya da başka canlı hücrelerin büyümesi.


L

Lateral:
Orta hattın veya vücudun orta kesiminin dışında yanda kalan bölüm.
Lenfositler:
Bağışıklık sistemindeki büyük hücre grubu, kan, lenf ve lenfatik dokularda bulunur.
Lezyon:
Hastalık ya da yaralanma sonucunda fonksiyonu bozulmuş doku alanı. MS' deki lezyonlar beyin ve omurilikte bulunmaktadır.
Lizis:
Hücre membranının yırtılmasıyla sitoplazmanın kaybı.
Lokus:
Belli bir genetik geçiş için genin bulunduğu kromozom bölgesi. Burada genin herhangi bir alleli bulunabilir.
Lomber ponksiyon:
Omuriliğin alt bölümüne beyin omurilik sıvısı almak ya da ilaç uygulamak amacıyla iğne ile girilmesi. 'spinal tap' olarak da bilinir.


M

Makrofajlar:
Fagositozda görev alan özel hücreler.
Memeli Hücreler:
Memeli dokudan izole edilerek endüstriyel ölçeklere göre kültür ortamında büyütülen hücreler.
Meninksler (Beyin zarları):
Santral sinir sistemini kaplayan zarlar. Üç adet beyin zarı vardır; en dıştaki dura mater, ortadaki araknoid mater ve en içteki pia materdir.
Metabolitler:
Metabolizma veya metabolik süreç sonucu ortaya çıkan maddeler.
Miksiyon:
İşemek, idrar yapmak.
Monozigotik:
Tek döllenmiş yumurtanın (zigot) iki hücreye bölünmesiyle oluşan tek yumurta ikizleri. İkizler genetik olarak aynıdır ve her zaman aynı cinstedir.
Motor nöronlar:
İstemli ya da istemsiz hareketleri kontrol eden nöronlar (sinir hücreleri).
Multifaktöryel:
Çok faktöre bağlı olan durum.
Multipl skleroz:
Beyin ve omur ilikteki sinirlerin myelin kılıflarında hasarlanma ya da kayıp (demyelinizasyon) ile karakterize hastalık. Demyelinizasyon bir toplu iğne başı büyüklüğünden bezelye büyüklüğüne kadar ya da daha büyük olmak üzere değişik çaplarda olabilir. Hastalığın belirtileri demyelinizasyonun bulunduğu bölgelere bağlı olarak ortaya çıkar.
Mutasyon:
Genetik materyelde genellikle tek bir gende, genetik geçiş gösterebilen kalıcı değişiklik.
Miyelin:
Sinir hücrelerini sararak koruma ve yalıtım sağlayan kılıf.
Miyokard infarktüsü:
Kalp kasında oluşan geri dönüşümsüz hasarı tanımlamak için kullanılan terim (kalp krizi).


N

Nekroz:
Hücre ölümünü gösteren yapısal değişikliklerin tümü.
Nistagmus:
Gözlerin istemsiz, hızlı ritmik hareketleri
Nörodejeneratif hastalıklar:
Sinirlerin bozulmasi ı (dejenerasyonu) ile karakterize MS, Parkinson Hastalığı, motor nöron hastalığı ve Alzheimer hastalığı gibi hastalıklar.
Nörotransmitterler:
Nörondan salınan, sinaptik aralıktan geçerek hedef hücrede uyarılma ya da baskılanma oluşturan madde.
Nükleik asit:
DNA ve RNA için jenerik terim. Nükleik asitler DNA çift sarmalları ya da RNA yapısındaki uzun zincirleri meydana getirebilmek için tekrarlayan birimlerden oluşurlar.


O

Oligoklonal bantlar:
Bir polimer matrikse elektriksel alan uygulanarak yüklü partiküllerin hareketinin izlenmesi tekniği olan elektroforezde farkli antikor moleküllerinin ayrı bantlar şeklinde görülmesi. Moleküller büyüklüklerine göre ayrılırlar. MS' li hastaların artmış antikor düzeylerine sahip BOS' larına elektroforez uygulandığında, belli antikor molekülleri oligoklonal bantlar oluştururlar. Ancak MS' li tüm hastalarda oligoklonal bant pozitif olmayabilir, ayrıca oligoklonal bant pozitifliği yalnız MS için özel değildir.
Optik nörit:
Optik sinirin inflamasyonu (yangısı).
Otoimmün:
Bir bireyin bağışıklık sisteminin kendi dokularına karşı reaksiyon göstermeye başladığı durum.
Otonom sinir sistemi (OSS):
Bilinçli denetim altında bulunmayan nöronlar (sinir hücreleri) SSS' nin iki karşıt bileşeni vardır: sempatik ve parasempatik sinir sistemleri. Sempatik sinir sistemi kalp atısını hızlandırır, kan damarlarını daraltır ve kan basıncını yükseltir. Parasempatik sinir sistemi kalp atısını yavaşlatır, bağırsak ve salgı bezlerinin aktivitesini arttırır ve sfinkter kaslarını gevşetir.


Ö

Ödem:
Anormal miktarda sıvı fazlalığına bağlı şişme.
Önbeyin:
Beynin serebral hemisferleri, limbik sistemi, talamusu, diensefalon ve hipotalamusu, korpus kallozumu içeren, öndeki en geniş bölümü. Ön beyin kognitif (bilişsel), duysal, ve motor fonksiyonların kontrolu yanısıra vücut ısısı, üreme, beslenme, uyuma ve emosyonel fonksiyonları düzenlemekle sorumludur.
Özürlülük:
Bir hasar nedeniyle, insanların normal olarak yapabileceği bir hareketi biçim ve kapsam bakımından yapabilmedeki sinirlilik ya da yetersizlik.


P

Paraklinik:
Klinik ortam dışında örneğin muayenehane dışında uygulanan. Paraklinik testler laboratuvarda (örneğin kan testleri) uygulanabilir ya da özel cihazlar (örneğin röntgen veya MR) kullanılabilir.
Parezi:
Hafif ya da tamamlanmamış felç.
Parestezi:
Hissizlik, uyuşukluk, yanma, batma, elektriklenme ve hiperestezi (duyarlılığın artması) gibi anormal nörolojik duyumlar.
Paroksismal:
Tekrarlayan kasılmalar veya nöbetler ile seyreden klinik durum.
Patojenler:
Hastalık oluşturan mikroorganizmalar.
Patoloji:
Hastalık nedeniyle vücutta ortaya çıkan anormallikler, bozukluklar.
Patofizyoloji:
Yaşayan organizmanın bozulmuş fonksiyonunun incelenmesi- organ fonksiyonlarının altında yatan temel prensipler, fiziksel ve kimyasal faktörler ve bunların katıldığı süreçler.
Penetrans:
Fenotipteki ilgili karakteri gösteren, belli bir gen dizisine (genotip) sahip bireylerin oranı.
Plak:
Beyin ya da omurilikte lezyon olarak da isimlendirilen skar dokusu alanı.
Plasebo:
Yeni bir ilacı test ederken kontrol amacıyla verilen aktif olmayan madde. Aktif ilaçla aynı görünümdedir ve aynı yoldan verilir (örneğin intravenöz, yeşil sıvı veya sarı hap gibi).
Plazmid:
Kromozomlarda bulunan bakteri DNA' sının esas kütlesine ek olarak sitoplazmada ayrı bir ilmek şeklinde bulunan bakteri DNA' sı. Plazmidler antibiyotiklere karşı bakteriyel dirençte önemlidir, çünkü genler bir bakteriden diğerine plazmidler içinde geçerler. Bu gen geçiş özelliği, biyoteknologlar tarafından, bakterideki yararlı genlerin yerleştirilmesi için kullanılmaktadır.
Pnömoni:
Akciğerlerin iltihabı.
Poligenik:
Çeşitli farklı genlerin hareketi ile belirlenen.
Polimorfizm:
Tek türlü popülasyonda iki ya da daha fazla gen allellerinin düzenli ve eşzamanlı olarak ortaya çıkışı, daha ender allellerin görülme frekansının yalnızca tekrarlayan mutasyonla açıklanabileceğinden daha yüksek frekansta görülmesi (tipik olarak % 1' den fazla).
Prevalans:
Belli bir zamanda hastalığa yakalanan kişi sayısı. Genellikle toplumda 100,000 kişide hasta kişi sayısı olarak tanımlanır.
Primer progresif MS:
Bu tip MS' li hastalar normal olarak ayrı ataklar ya da düzelmeler yaşamazlar ve zaman içinde yavas yavaş özürlü hale gelirler. MS' in bu formu, hastalığın 40 yaşından sonra ortaya çıktığı durumda daha sıktır ( tüm MS hastalarının % 25' ini oluşturur). Birincil ilerleyici form olarak da bilinen bu form MS' in dört ana formundan (benign, relapsing-remitting, sekonder progresif) biridir.
Protein:
Aminoasit yapı taşlarının ipliksi dizilimle bağlanarak karmaşık bir yapıda bükülmesinden oluşan büyük molekül.
Proton:
Atomun çekirdeğinde bulunan ve negatif yüklü elektrona eşdeğer pozitif yüklü partikül. Proton kendi başına hidrojen atomunun çekirdeğini oluşturur.
Proton yoğunluklu görüntü:
Ventrikül komşuluğundaki MS lezyonlarının daha iyi görüntülenebilmesi için radyo dalgalarının değiştirilerek yapıldığı bir çeşit MRG çekimi.
Psikolojik:
Aklı ilgilendiren.
Psikoz:
Mental bozukluklar için genel olarak kullanılan terim, kişinin günlük yaşam gereksinimlerini karşılayabilme kapasitesini ileri düzeyde etkilecek kadar mental fonksiyon bozukluğu.


R

Ranvier Boğumu:
Myelinin komşu segmentleri arasındaki küçük aralıklar.
Rekombinan:
İki farklı kaynaktan elde edilen. Rekombinan proteinler genetik mühendislik yoluyla iki farklı kaynaktan alınan DNA' nin birleşmesi ile oluşur.
Relapsing-remitting MS:
Dört MS formundan (iyi huylu -benign, primer progresif, sekonder progresif) biri, ataklar ve bunu izleyen tam ya da tama yakın düzelme dönemleri ile karakterizedir. Genellikle yavaş yavaş zaman içinde özürlülük birikimine yol açabilir.
Renal:
Böbreğe ait.
Reseptör:
Bir hücrenin içinde ya da üzerinde bulunan, belli bir maddeye özel olarak bağlanabilen ve belli fizyolojik etkilere yol açan moleküler yapı.
Retrobulber nevrit:
Gözün arkasında inflamasyon.
Ribonükleik asit (RNA):
Riboz şekeri içeren tek iplikli nükleik asit. RNA genetik bilginin çekirdekteki DNA' dan, sitoplazmadaki ribozomlara aktarılması ve böylelikle yapıtaşı proteinlerinin oluşumunda kullanılmasını sağlar.
Ribozom:
Sitoplazmada bulunan, RNA ve protein içeren, protein sentezinin olduğu parçacık.
Rizotomi:
Beyin ya da omurilikte sinir köklerinin cerrahi bloğu.


S

Saflaştırma:
Tek tip bir proteinin tüm diğer proteinlerden ya da kirlerden arındırılması.
Santral sinir sistemi (SSS):
Beyin, beyin sapı, beyincik ve omurilik SSS' ni oluşturur.
Santrifüj:
Merkezkaç kuvveti oluşturarak partikülleri ya da sıvıyı ağırlığına ya da yoğunluğuna göre ayırmak amacıyla bileşiklerin ya da diğer maddelerin büyük hızda döndürülmesi. Bu süreç yerçekiminin normal etkisini hızlandırır.
Schwann hücresi:
Aksonların etrafını sararak çok iyi elektriksel yalıtım sağlayan özelleşmiş bir hücre.
Sekonder progresif MS:
Her ne kadar hastalığın iki formu arasındaki sinir kesin değilse de, relapsing- remitting MS zaman içinde sekonder progresif (ikincil ilerleyici) forma geçmektedir. Sekonder progresif MS' de ataklardan sonra düzelme tam olmaz, ayrıca ataklardan bağımsız olarak ilerleyici özürlülük söz konusudur. Sekonder progresif MS, MS' in dört formundan (iyi huylu -benign-, primer progresif, relapsing-remitting) biridir.
Serebral Korteks:
Serebral yarıkürelerin bütün yüzeyini kaplayan, yaklaşık 2 mm kalınlığında, beynin gri maddesinin dış tabakası. Serebral korteks nöronlardan (sinir hücrelerinden) ve destek hücrelerinden (glial hücrelerden) oluşur ve bilişsel (kognitif) fonksiyonu yerine getirmek için (algılama, düşünme ve hatırlamanın bütün yönlerini) çeşitli kaynaklardan alınan bilgilerin bağıntısını (korelasyon) kurma görevini yapar.
Sfinkter:
Kasıldğında doğal bir delikten geçişe izin veren ya da engelleyen, yüzük şeklinde bant oluşturan kas lifleri
Sindirim:
Maddelerin vücutta kimyasal tepkimelerle yıkılması, parçalanması.
Sitokin:
Hücreler arasında etkileşime aracılık eden sinyal molekülleri. Bunların örnekleri arasında interferonlar (IFN), tümör nekroz faktörler (TFN), İnterlökinler (IL) ve transforming growth faktör (TGF) sayılabilir.
Sitoplazma:
Çekirdek dışında hücrede bulunanlar.
Skleroz:
Dokunun sertleşmesi. MS'te skleroz SSS'de sinir hücrelerinin çevresinden kaybolan miyelinin sert bir doku ile doldurulması anlamına gelmektedir.
Somatosensöryel:
Vücudu, hareketini ve pozisyonunun duyumu.
Spazm:
Bir kasın veya kas grubunun ani, şiddetli ve istemsiz kasılarak istem dışı hareket veya bükülmeye neden olması.
Spastisite:
SSS'nin bir hastalığı sonucunda kol ve/veya bacak kaslarının normal esnekliklerini kaybetmesi. Genelde kaslarda anormal sertlik ile sonuçlanır.
Son nokta:
Bir sürecin ölçülüp gözlenebileceği, sürecin tamamlandığı nokta. Klinik deneylerde tedavi sonucu hastalık üzerinde elde edilen sonucun ölçülebildiği nokta.
Soy ağacı analizi:
Kalıtımın analizinde kullanılan bireyin atalarının gösterildiği tablo, liste veya çizim.
Stabilite:
Bir molekülün beklenen yaşam süresinin ısıya, mide, karaciğer veya böbrekte yıkılıp yıkılmadığına (metabolizmasına) bağlı olarak ölçümü


T

T1-ağırlıklı kesit:
Radyo dalgaları değiştirilerek eski lezyonların daha iyi görüntülendiği MRG tipi. Kontrast ajan kullanarak uygulandığında yeni lezyonlar da görüntülenebilir.
T2- ağırlıklı kesit:
Radyo dalgaları değiştirilerek, hem eski hem de yeni lezyonların görüntülenebildiği MRG türü: sıklıkla MS tanısı konurken kullanılmakta. Su içeriği yüksek olan alanlar (örneğin MS lezyonları, içi sıvı dolu ventriküller) parlak açık renkli sinyaller verirler.
T- hücresi:
Esas olarak hücre aracılı bağışıklık reaksiyonlarını kontrol eden ve B hücre gelişiminde rolü olan lenfosit grubu. T- hücreler lenfokin hormonlar salgılayarak bağışıklık sistemini düzenlerler.
Tercüme etme:
Bir proteindeki aminoasit dizileri için kodlanmış mesajı (RNA içinde) tercüme etmek, şifreyi çözmek.
Ters transkriptaz:
(reverse transkriptaz) Bilgi transferinin normal yönünü değiştirebilen viral enzim. Genetik bilgi normalde DNA' dan RNA' ya geçer, ancak ters dönüştürücü RNA' dan DNA sentezletir.
Tetani:
Sinir ve kasların kasılma, titreme, kramp şeklinde aşırı uyarılmışlığı.
Tik:
İstemsiz, ısrarcı, tekrarlayıcı ve hep belli bir tarzda olan hareketler, genellikle yüz ve omuzlarda görülür.
Tonik nöbet:
Kas tonusunun artması ve sürmesi ile karakterize nöbet tipi.
Transfeksiyon:
Bir türdeki DNA' yi farklı türden hücreler içine aktarma işlemi.
Translasyon:
Kodlanmış mesajın (mRNA) proteinde bulunan aminoasit dizisi haline çevrilmesi.
Tümör nekroz faktörü:
T hücreleri tarafından aktifleştirilen ve tümör hücrelerini in vivo/ in vitro öldüren sitokin.


U

Uyarılmış potansiyeller:
Sinirlerin elektrik aktivitesini ölçmek için elektrot kullanılması.
Uyarılma-kasılma ikilisi:
Sinir uyarısının gelmesi sonucu kasın uyarılıp kas liflerinin kasılmasıyla sonuçlanan zincirleme aktivite.


Ü

Ürünlenme:
Belli bir zamanda üretilen madde miktarı.


V

Vazodilatasyon:
Kan akımının artmasına yol açan kan damarlarının iç çapının genişlemesi durumu.
Ventriküller:
Beynin, içi beyin omurilik sıvısı dolu, boşlukları.
Venül:
Küçük ven.
Virüs:
Koruyucu protein kılıf içinde DNA içeren ufak, enfeksiyon yapan canlı.


Y

Yüz felci:
Yüzün bir yarısının felç olmasina neden olan yüz sinirinin etkilendiği durum.
Yürüyüş:
Yürüme şekli.
Yüzey alanı:
Bir nesnenin dış yüzünün alanı.


Kullanıcı grup bilgisi

Kayıtlı üyeler: 3919

Şu anda online: 15

Forum postaları: 215218

Grup girişi

Hotline numarası:
0216 528 37 29 (mesai saatleri içinde)